Gövde Anatomisi

GÖVDE ANATOMİSİ

İnsan gövdesinde birbirinden önemli organlar ve bu organları koruyan kemikler bulunmaktadır.

Gövdede bulunan organlar:

  • Kalp
  • Akciğer
  • Karaciğer
  • Safra kesesi
  • Pankreas
  • Mide
  • Kalın bağırsak
  • İnce bağırsak
  • Böbrekler

 

Gövdede Bulunan Kemikler:

1-Omurga (Columna Vertebralis):

  • Boyun Omurları (Vertebrae Cervicales), 7 tane omur bulunur.
  • Göğüs omurları (Vertebrae Thoracicae) 12 tane omur bulunur.
  • Bel omurları (Vertebrae Lumbales) 5 tane omur bulunur
  • Kuyruk sokumu (Vertebrae Sacrale, Os Sacrum) 5 tane omur bulunur
  • Kuyruk omurları (Vertebrae Coccygea, Os Coccygea) 4-5 tane omur bulunur.

 

2-Göğüs Kafesi Kemikleri (Ossa Thoracicae):

  • Göğüs Kemiği (Os Sternum)
  • Kaburgalar (Ossa Costae)

Gövdede Bulunan Kemikler:

1-Omurga (Columna Vertebralis): Omurga, kafatası tabanından başlayarak boyun ve gövdenin arka ortasında uzanan ve omurların üst üste dizilmesiyle oluşmuş kemik kolondur.

Omurganın Görevleri:

  • Omurga; baş, boyun ve gövdenin ağırlığını taşır ve bu ağırlığı, pelvis iskeleti aracılığıyla alt yanlara iletir.
  • Omurga başın ve gövdenin hareketlerini sağlar.
  • Omurga; omurlar, omurga kanalında bulunan omuriliği darbelere karşı korur.

 

Omurganın Yapısı:

-Omurga 33 veya 34 omurun (vertebrae) üst üste sıralanmasıyla oluşur. Yetişkinde omurga, sakrum ve koksiks omurlarının kemikleşip kaynaşmasından dolayı 26 adet bağımsız kemikten oluşur. 26 adet omur birbirlerine discus intervertebralis (omurlar arası disk) olarak adlandırılan lifli kıkırdaktan yapılı bağlarla birbirine bağlanmıştır.

-Columna vertebralisi yapan, sakrumun üzerinde kalan ilk 24 omur presakral omurlar (gerçek, hareketli omurlar) olarak adlandırılır.

-Omurgaya yandan bakıldığında eğrilikler olduğu görülür. Öne doğru olan eğriliklere lordoz, arkaya doğru olan eğriliklere ise kifoz denir. Boyun ve bel bölgesinde lordoz, göğüs ve sakral bölgede kifoz vardır.

Bölgelere Göre Omurların Özellikleri:

Boyun Omurları (Vertebrae cervicales): Boyun bölgesinde 7 omur bulunur. Hareketli omurların en küçükleridir. Enine çıkıntılarının üzerindeki delikler üst üste gelerek bir kanal oluşturur. Buradan beyne giden arter (a. vertebralis) geçer.

Göğüs Omurları (Vertebrae thoraccicae): Göğüs omurları 12 adettir. Gövdeleri ve çıkıntıları boyun omurlarına göre daha kalındır. Her bir tipik göğüs omuru 10 adet eklem yüzüne sahiptir. Tüm göğüs omurları, gövdesi ve enine çıkıntılarındaki eklem yüzleri ile kaburgalarla eklem yapar.

Bel Omurları (Vertebrae lumbales):

Bel omurları 5 adettir. Presakral omurların en sağlam ve en büyükleridir. Bel omurlarının gövdeleri, taşıdığı ağırlığın artmasına bağlı olarak diğer omurlara göre daha kalındır.

Kuyruk Sokumu Kemiğİ (Os sacrum): Sakral omurların ve arasındaki disklerin kemikleşip, birleşmesiyle oluşmuştur. Başlangıçta 5 adet olan omur, birleşerek yetişkinde tek kemik halini almıştır.

Kuyruk Kemiği (Os coccygea): Omurganın en son bölgesidir. Sakrum gibi 4-5 omurun kaynaşıp birleşmesiyle oluşmuş tek kemiktir. Üstte sakrumla eklemleşir, alt ucu serbest, küçük bir üçgen şeklindedir. Omurganın desteklenmesinde pek katkısı yoktur.

2-Göğüs Kafesi Kemikleri (Ossa Thoracicae):

Göğüs kafesini; önde göğüs kemiği, (os sternum) ön, yanlarda ve arkada kaburgalar, (costae) arka ortada göğüs omurları (vertebrae thoracicae) oluşturur. Göğüs iskeletinin çevrelediği boşluğa, göğüs boşluğu (cavum thoracis) denir.

Göğüs kemikleri 25 adettir ve os sternum (göğüs kemiği) , costae (kaburgalar)dan oluşur.

  • A-)Os Sternum (Göğüs Kemiği):

Göğüs kafesinin ön ortasında yer alan, yukarıdan aşağıya uzanan, yassı bir kemiktir. Sternumun üç bölümü vardır. Bunlar:

  • Sternum Sapı (Manubrium sterni): Diğer bölümlere göre, daha geniĢ ve kalın olan üst bölümdür.
  • Sternum Gövdesi (Corpus sterni): Sternum sapı ile hançersi çıkıntı arasında kalan orta bölümdür. Yanlarda bulunan çentiklerle kaburgalar eklem yapar.
  • Ksifoid (hançersi) Çıkıntı (Processus xiphoideus): Sternumun sivri olan alt parçasıdır.

 

STERNUM+(Göğüs+Kemiği)
  • B-)Kaburgalar (Ossa Costae):

Kaburgalar, göğüs kafesinde bulunan hayati organları korumada görevlidir. Sağ tarafta 12, sol tarafta 12 olmak üzere 24 tanedir. Kaburgalar: yassı, uzun ve eğri kemiklerdir. Arkadan öne doğru ilerler.

Kostaların, kemik ve kıkırdaktan oluşmuş iki kısmı vardır. Önde sternumla birleşen kısımları kıkırdak, arkada omurlarla birleşen kısımları kemik yapıdadır.

8,9 ve 10. costalar 7. costanın gövdesine tutunarak eklemleşirler. 11 ve 12. kostalar ise sternuma bağlanmaz, karın yan duvarında kaslar arasında serbest olarak yüzerler.

GÖVDEDE BULUNAN ORGANLAR:

1-Kalp:

Kalp, dolaşım sisteminin motor organıdır. Temel işi kanı pompalamak olan kalp, çizgili kastan yapılı içi boş hayati bir organdır. Çizgili kastan yapılmış olmasına rağmen isteğimiz dışı çalışır. Güçlü kas dokusuyla sürekli kasılıp gevşeyerek kanın damar içinde hareket etmesini sağlar. Vücudun ihtiyaçlarına bağlı olarak kalp dakikada 5 ile 35 litre arasında kan pompalayabilir

Her kişinin kalbi, kendi yumruğu büyüklüğündedir. Yetişkin bir kadında ortalama 200 – 280 gram, erkekte 250 -390 gr ağırlığındadırKalp, göğüs boşluğunda iki akciğer arasında ve sternumun arkasında diyafram kası üzerinde 4. 5. ve 6. “costae”ların arka yüzünde, üçte ikisi orta çizginin solunda, üçte biri sağında yer alan kas dokusundan oluĢmuş bir organdır. Tabanı üstte (basis kordis), tepesi altta (apeks kordis) olan kalp bir koniye benzer

Kalbin sağ ve sol kısımları birbirinden bir duvarla (septum) tamamen ayrılmaktadır. Kalp içi boş dört odacıktan oluşmuştur. Bu odacıkları kalbin içini bölen çeşitli duvarlar oluşturmuştur. Septum interatriale (atriumlar arası bölme), septum interventriculare (ventriküller arası bölme) ve septum atrioventriculare (atriumlar ve ventriküller arası bölme) ile kalp bölümlere ayrılmış dört odacık oluşmuştur. Kalbin üsteki odacıklarına kulakçık (atrium), alttaki odacıklarına ise karıncık (ventrikül) adı verilir.

Bu odacıklar şunlardır:

 Sağ kulakçık (atrium dexter)

 Sol kulakçık (atrium sinister)

 Sağ karıncık (ventriculus dexter)

 Sol karıncık (ventriculus sinister)

2-Akciğerlerin Yapısı:

Akciğerler oldukça yumuşak, süngerimsi ve elastik bir yapıdadır. Yüzeyleri plevra adı verilen çift katlı seröz bir zarla kaplıdır Akciğerlerin ortalama ağırlığı 1200- 1300 gramdır. Koni şeklinde olan akciğerlerin tepesine, apex pulmonis, tabanına da basis pulmonis denir. Önde claviculanın sternal ucundan 2,5- 5cm üstte, arkada ise birinci collum costae seviyesindedir.

Akciğerlerin ağırlıkları kadınlarda ve erkeklerde farklılık gösterir, her ikisinde de sağ akciğer, sol akciğere göre daha ağırdır. Sağ akciğer, karaciğerin yaptığı kabarıklıktan dolayı biraz yukarıdadır.

Akciğerler derin yarıklarla loblara ayrılmıştır. Sağ akciğer, birbirinden iki derin yarıkla (fissura) ayrılır. Bunlara fissura obliqua ve fissura horizantalis denir. Bu yarıklar aracılığıyla sağ akciğerde üç lob bulunmaktadır. Üst lob (lobus superior), orta lob (lobus medius) ve alt lob (lobus inferior) olarak adlandırılır. Sol akciğer iki lobdan oluşur. Üst loba (lobus superior), alt loba (lobus inferior) denir. Loblar arasında bulunan yarıklar, lobların birbiri üzerinde kayarak yer değiştirmesini sağlar.

Akciğerlerin içerisinde alveoller bulunur. Alveoller gaz değişiminin yapıldığı üzüm salkımına benzeyen hava keseleridir. Tek katlı yassı epitelden oluşurlar.

3-Karaciğerin (Hepar) – Safra Kesesinin Yapısı:

Karaciğer sindirim sisteminde görev alan en büyük bez özelliğine sahip olup, ağırlığı yaklaşık 1.5 kg‟dır. Karaciğerin büyük bir bölümü karın boşluğunun sağ yukarı kısmında bulunur. Diyafragmanın altında, mide ve bağırsakların üstünde yer alır. Karaciğerin büyük bir kısmı da arkada, sağda ve önde kaburgaların altındadır. Karaciğerin bir bölümü önde karın duvarı ile temas eder. Diafragmaya değen kısım dışında kalan diğer kısımları peritonla örtülmüştür.

Karaciğer dokusunun dışı bağdokudan oluşan ince bir zarla sarılıdır buna glisson kapsülü denir. Karaciğerin üst yüzü kubbe şeklindedir ve diafragmaya yapışıktır. Diafragmaya yapışık ve konveks olan bu yüzüne facies diyafragmatica denir. Facies diafragmatica peritonla örtülüdür. Peritondan oluşan ligamentum falciforme denilen bağ karaciğer üst yüzünü lobus hepatis (heparis) dexter ve lobus hepatis (heparis) sinister olmak üzere iki loba ayırır.

Karaciğer arteri ve kapı venine ait ince dalcıklar, lobcuklar içinde kapiller ağ yapar. Karaciğer kapillerinde kupffer yıldız hücreleri olarak adlandırılan hücreler bulunur. Bu hücrelerin fagosite etme özelliği bulunur. Kupffer hücreleri karaciğere gelen yaşlanmış eritrositleri parçalar, yabancı partikülleri ve hücre enkazlarını fagosite eder. Her lobcuğun merkezinde bir merkez ven, vena centralis (santral ven) bulunur. Vena centralislerin kanı karaciğer veni olan vena hepaticaya dökülür. Vena hepatica da alt ana toplardamara açılır. Arteria hepaticanın dalları ise karaciğer hücrelerine oksijen getirir.

Karaciğer hücrelerinde günde yaklaşık 1 litre safra üretilir. Safra karaciğer lobuluslarındaki küçük safra kanalları aracılığıyla ile daha büyük safra kanallarına dökülür. Bu safra kanalları birleşerek karaciğer kapısında ductus hepaticus dexter ve ductus hepaticus sinister denilen safra kanallarını oluşturur. Kanallar birleşerek 4-6 cm uzunluğundaki ductus hepaticus communis’i meydana getirir. Bu da safra kesesinden gelen 3-4 cm uzunluğundaki ductus cysticus ile birleşerek ductus koledekus (koledok kanalı) adını alarak duodenuma açılır. 6-8 cm uzunluğundaki koledeok kanalının duodenuma açılan bölümünde düz kas liflerinden oluşan oddi sfinkteri vardır. Oddi sfinkteri safranın duodenuma akışını kontrol eder.

4-Pankreas (Pancreas):

Pankreas, 2. lumbal vertebrelar hizasında yaklaĢık 15–18 cm uzunluğunda, 60–70 gram ağırlığındadır. Karın arka duvarında, sağda duedonumun konkav bölümünden, solda dalağa kadar transversal şekilde uzanan bir bezdir.

Pankreas dört bölümden oluşur:

  • Pankreas başı (caput pancreatis): Colomna vertebralisin sağında duodenum kavisi içinde yer alır
  • Pankras boynu (collum pancreatis): Pankreasın dar bir bölümüdür
  • Pankreas gövdesi (corpus pancreatis): Horizontal durumdaki pankreas gövdesi 1. ve 2. lumbal vertebralar hizasında yer alır. Pankreasın en büyük bölümüdür.
  • Pankreas kuyruğu (caudo pancreatis): Dalağa kadar uzanır, pankreasın en dar kısmıdır. Langerhans adacıklarının büyük bir bölümü buradadır.
5-Mide (Gaster, Ventriculus):

Mide diafragmanın altında, karın boşluğunun sol üst kısmında yer alan sindirim kanalının en geniş bölümüdür. Ösofagus ile duodenum arasında yer alır.

Mide beş bölümden oluşur. Bunlar:

  • 1-)Pars cardiaca: Midenin ösofagusla birleştiği başlangıç kısmıdır.
  • 2-)Fundus gastricus: Midenin en üst bölümüdür. Kubbe şeklindedir ve içi genellikle hava ile doludur.
  • 3-)Corpus gastricum: Midenin önemli ve büyük olan gövde bölümü corpus gastricum olarak adlandırılır. Bu bölüm fundus ile antrum pyloricum arasındadır.
  • 4-)Pars pylorica: Midenin corpus bölümünden sonra gelen kısmıdır.
  • 5-)Pylorus: Midenin duodenumla birleştiği en alt kısmıdır. Etrafında düz kastan yapılmış sphincter pyloricus vardır. Bu sfinkter sinirsel uyarılarla kasılma ve gevşeme hareketleri yaparak besinlerin kontrollü olarak duodenuma geçmesini sağlar. Duodenumdaki besinlerin de tekrar mideye geçmesini önler. Mideyi duodenuma bağlayan kanala ostium pyloricum denir.

 

Midenin duvar yapısı bazı tabakalardan oluşmuştur. Bunlar:

  • Tunica mukoza (mukoza tabakası): Midenin iç yüzünü örten tabakadır. Mide mukozasında kıvrımlar (plicae-pilika) bulunmaktadır. Mukoza tabakasından mukus salgılanır. Ayrıca mide mukozasında kıvrımlı tubuler tip bezler bulunur. Bezlerden sindirim için gerekli HCL asit (hidroklorik asit), pepsin ve çeşitli enzimler salgılanır.
  • Tela submukoza: Kan damarları sinir ağı, lenf damarları ve lenfoid doku içeren gevşek bağ dokudan oluşmuştur.
  • Tunica muskularis: Üç katmandan oluşmuş kalın kas tabakasıdır. En dıştaki longitudinal, ortadaki sirküler ve içteki oblik seyirlidir. Bu diziliş midede peristaltik hareketlerin oluşmasında rol oynar. Sirküler kas tabakası ostium pyloricum etrafında sphincter pyloriyi oluşturur.

Seröz tabaka: En dış tabakadır ve peritondan oluşmuştur.

6-İnce Bağırsak (İntestinum Tenue):

İnce bağırsak sindirim kanalının mideden sonra başlayıp yaklaĢık 5–6 metre uzunluğunda kalın bağırsakla sonlanan en uzun organıdır. Çapı 3–4 cm‟dir. Yiyeceklerin kimyasal sindirimi ve emilimi ince bağırsakta gerçekleşir. Bu işlemler emilim yüzeyinin genişliği, özel yapılar (villus), mukus, ferment ve hormon salgılanımıyla gerçekleşir.İnce bağırsakların besinlerin sindirimini, emilimini sağlamak ve emilemeyen besinlerin kalın bağırsağa geçişini sağlamak gibi görevleri vardır.

İnce bağırsağın dıştan içe doğru tabakaları vardır. Bunlar:

  • Seroza: Visseral peritondan oluşmuştur. Bağırsağın dış yüzünü sarar. İnce bağırsağın bu tabakasında bağırsağa ait damar ve sinirlerin olduğu mezenter olarak adlandırılan yapı vardır. Mezenter ince bağırsağın karın duvarına bağlanmasını sağlar.
  • Subseroza: Müsküler tabaka ile seroz tabaka arasında bulunur. Seroz tabakayı müsküler tabakaya bağlar.
  • Müskuler tabaka: Ortada uzunlamasına ve halka şeklindeki çizgisiz kaslardan meydana gelmiştir. Bu kaslar ince bağırsağın peristaltik hareketlerini oluşturur. Peristaltik hareketler sayesinde besin maddeleri aşağı doğru ilerler.
  • Submukoza: Hareketli bağ dokusu tabakasıdır.
  • Mukoza: İnce bağırsak lümenine bakan tek katlı prizmatik epitelden oluşan en içteki tabakadır. Mukozadaki uzun parmak ve yaprak şeklindeki damardan zengin oluşumlara villus denir. Yaklaşık 0.5–1.2 mm uzunluğunda ve 0.1 mm kalınlığındadır. Sayıları yaklaşık 1 milimetre karede 40‟a kadar ulaşır. Villuslar mukozayı bir kadife gibi sarar ve yüzeyini artırır. İnce bağırsaklarda sindirilen besinler villuslardan emilerek kan ve lenf sıvısına geçer.

İnce bağırsağın bazı bölümleri vardır. Bunlar: Duodenum (On iki parmak bağırsağı), Jejenum, İleum olmak üzere üç bölümü bulunur.

  • On iki parmak bağırsağı (duodenum): İnce bağırsağın ilk bölümüdür. Yaklaşık 25 cm uzunluğunda ve 3-5 cm çapındadır. Duodenum C harfi şeklindedir ve kavisin içine pankreas başı yerleşmiştir. Duodenumum iç duvarında iki kabartı (papilla) bulunur. Buraya pankreas salgısını boşaltan kanal (ductus pancreatius) ve safrayı boşaltan kanal (ductus choledoctus) açılır.
  • Jejunum: Duodenumdan sonra gelen ince bağırsak kısmının 2/5‟lik bölümünü teşkil eder. ileumla arasında keskin bir sınır yoktur. Damar yönünden zengin olduğu için pembe görünümlüdür. Mezenterium (bağırsakları karın duvarına bağlayan zar) ile karın duvarına tespit edilmiş durumdadır. Mukozasındaki pilika, villuslar ve mikro villuslar ileusa göre daha çok, büyük ve kalındır. Jejunumun çapı 4 cm‟dir.
  • İleum: İnce bağırsağın son kısmıdır. Mukozadaki pilika, villus ve mikro villuslar daha az ve küçüktür. Çapı jejunuma göre daha küçüktür ve kalın bağırsağa yaklaştıkça daha da daralır. Damar yönünden jejunuma göre daha farklı olduğu için daha açık renktedir. Mukozasında payer plakları adı verilen lenfatik yapılar vardır. Son kısmında ileo-çekal kapak (valf)
7-Kalın Bağırsak (İntestinum Crassum):

İnce bağırsakların son bölümü olan ileum ile kalın bağırsakların ilk bölümü caecum arasındaki ileocaecalis kapaktan başlayarak anüse kadar uzanır. Kalın bağırsaklar yaklaşık 1,5–1,8 m uzunluğunda ve 6–8 cm çapındadır. Kalın bağırsağın çapı anüse doğru gittikçe daralır. Kalın bağırsaklar ince bağırsağın etrafını çevrelemiş ve abdominopelvik boşlukta yerleşmiş durumdadır.

Kalın bağırsağın dış yüzü ince bağırsağınkinden farklıdır. Kalın bağırsakta boğumlardan oluşan bir yapı vardır. Bu boğumlara houstra coli denir.

Kalın bağırsağın mukoza tabakasında yarım ay şeklinde mukoza çıkıntıları vardır. Çıkıntılar pliciae semilunares coli olarak adlandırılır. Pliciae semilunares coli, peristaltik hareketlere göre bir yerde kaybolup başka bir yerde oluşabilir, sabit değildir.

Kalın bağırsak mukozasında bulunan epitel hücreleri çok sayıda kadeh hücreleri ihtiva eder. Bu hücreler koyu mükoz bir salgı salgılayarak kayganlık oluşturur ve sindirim artıklarının kolayca dışarı atılmasını sağlar. Kalın bağırsak mukozasında villuslar yoktur. Kalın bağırsağın kas tabakası düz kas liflerinden oluşmuştur. Kas lifleri her yere eşit olarak dağılmamıştır. Kas lifleri üç yerde toplanarak sağlam yapıda üç şerit oluşturur. Bu şeritlere teniae coli adı verilir. Apendex hariç kalın bağırsağın rektuma kadar olan bölümünde bu yapıya rastlanır.

8-Böbreklerin (Ren, Renal, Renalis) Yapısı:

Böbrekler abdomenin arka duvarında columna vertebralisin her iki yanında T12-L3 vertebralar arasında, sağ ve sol tarafta yer alan, fasulye biçiminde retroperitoneal bir organdır.

Böbreğin boyutları yaklaşık olarak, 11-12 cm boyunda, 6-7 cm eninde, 4 cm derinliğinde ve yaklaşık 120-200 gram ağırlığındadır. Böbrekler morumsu ve kırmızı renktedir. Sağ böbreğin üzerinde karaciğer bulunması nedeniyle sağ böbrek sol böbreğe göre biraz daha aşağıdadır. Böbrekler yağ dokusu ile desteklenerek normal yerlerinde tutunur. Bu yağ dokuları aynı zamanda böbreği soğuktan ve sıcaktan korur. Yağ dokusu az olan ya da çok zayıf kişilerde böbrekler normal yerlerinden daha aşağıda bulunabilir, bu durum pitozis olarak tanımlanır.

Böbreklerin yüzeyi; ince fakat sağlam bir bağ dokudan yapılmış olan bir kapsülle sarılıdır. Buna “capsula fibrosa” denir. Kapsülün dışında böbreğin büyük bir kısmı, yağ dokusu ile sarılıdır. Bu da “capsula adiposa” olarak adlandırılır.

Böbrek kesiti incelendiğinde üç farklı yapıdan oluştuğu görülür. Bunlar:

Kortex renalis: Böbreğin en dış kısmıdır ve koyu renkli olup kapsül adı verilen bağ dokudan yapılmış koruyucu bir örtü ile sarılmıştır. Kortex renalisin iki bölümü vardır. Kortex dokusu medulla içine doğru piramitler arasından uzantılar yapar. Bunlara “renal kolonlar” adı verilir. Her böbreğin kortexinde süzme görevi yapan bir milyondan fazla nefron bulunur.

Medulla renalis: Böbreğin içte yer alan ışınsal ve açık bölümüdür. Medulla renalis, çizgi görünümlü piramitlerden oluşur. Bunlar “papilla renalis” adını alır. Papillalarda idrarın pelvise boşalmasını sağlayan kanallar bulunur. Bunlar calix renalis adı verilen oluşumlara açılır.

Sinüs renalis: Böbreğin orta kısmındaki boşluktur. Her bir renal papillanın ucu kaliks denilen fincanımsı yapıların içine girer. Kaliksler idrarın, renal papilladan ayrılıp vücut dışına atılmak üzere toplandığı yerlerdir. Kaliksler birleşerek ”renal pelvisi (sinüs renalis)” oluşturur.